27.12.2022, 14:07

İstiklal Marşı Şairi ve Cenazesi

Olağanüstü zamanlar ve olaylar, olağanüstü insanların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde üç şair dikkatimi çekmiştir hep: Mevlana, Süleyman Çelebi, Mehmet Âkif Ersoy.

Tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren zulüm ile anılan ve Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu yerle bir eden Moğollar; Anadolu insanını ümitsizliğin ve mutsuzluğun kötü günleriyle baş başa bırakmıştır. Lakin o dönemde sohbetleri ve yazdıklarıyla etrafına ümit aşılayan Mevlana, Anadolu medeniyetinin yeniden neşv ü nema bulmasına vesile olmuştur.

Yaklaşık iki yüz yıl sonra Yıldırım Bayezit’in Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle yeniden bir karamsarlık iklimi Anadolu topraklarına egemen olmuş, milletimiz tekrar zor bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bugünlerde Bursa’da yaşayan Süleyman Çelebi, yazdığı Vesiletü’n-Necat adlı eseri (Mevlit) ile kurtuluşa çareler aramış, duygu yüklü, coşkun şiiri ile gönüllere su serpmeye çalışmıştır. İnsanımızı düştüğü karamsar ortamdan çekip alıvermiştir.

Osmanlı’nın son dönem aydın insanlarından olan Mehmet Âkif ise Yunanlıların Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesiyle savaşın kaybedildiği düşüncesinin kabul bulduğu bir zor zamanda yazdığı İstiklal Marşı adlı şiirle Mevlana ve Süleyman Çelebi gibi milletine moral olmuştur. Yazdıkları ve konuşmalarıyla bir milletin yeniden dirilişine vesile olanlardan olmuştur. İşte merhum Âkif, gerek İstiklal Marşı gerekse Millî Mücadele’deki rolüyle milletinin gönlünde ebediyen yer bulmuştur.

Bu kısa girizgâhtan (giriş) sonra İstiklal Marşı’nın hangi şartlarda, nasıl yazıldığını ele alıp sonra da milli şairimize layık görülen cenaze merasimi üzerine birkaç cümle edelim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920 yılında, o zor ve heyecanlı günlerin manasını ve imanlı havasını terennüm ederek, kalplere kuvvet ve heyecan aşılayacak bir milli marş yazdırılmasına karar verir. Bunun için 1920 yılı kasım ayının başlarında Türk şairlerine bir çağrıda bulunur. İstiklâl Marşı için bir müsabaka açıldığı ve birinciliği kazanan eserin şairine beş yüz lira mükâfat verileceği duyurulur.

“ Eşele bir yerleri örten karı
   Ot değil onlar dedenin saçları
   Dinle şehit sesleridir rüzgârı
   Haydi git evladım uğurlar ola”

dizeleriyle daha önceden askerimizi cesaretlendiren Mehmet Âkif’in bu şiiri yazmasını Mustafa Kemal Atatürk çok ister. Ancak Âkif, bu müsabakaya ödülden dolayı katılmaz; zira kendisi böyle bir marş için ödül alınmasını hoş görmez.

Müsabakaya katılan yedi yüzden fazla şiirden hiçbiri beğenilmez. Mustafa Kemal Atatürk, Maarif Vekili Hamdullah Suphi’den, Mehmet Âkif’le görüşerek onu bu işe razı etmesini ister. Bunun üzerine Hamdullah Suphi, Mehmet Âkif’i ziyaret eder. Hamdullah Suphi, Mehmet Âkif’i iknada zorlandığı için arkadaşı Hasan Basri’den yardım talep eder. Hasan Basri, Âkif’e gider ve aralarında şu diyalog geçer:

  • Şiir yazıyorum, Âkif Bey…
  • Ne şiiri, Hasan Basri?
  • İstiklâl Marşı!.. 500 altın veriyorlar!
  • Sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? İçinde para olan bir işe nasıl katılırsın, Hasan Basri?
  • Yarışma kaldırıldı. Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de herhangi bir ödül. Maarif Vekili bana güvence verdi.
  • Ya, o hâlde yazalım…

Hasan Basri’nin konuşması ve Hamdullah Suphi’nin ödülü kullanmada Âkif’i özgür bırakmasından dolayı Mehmet Âkif, bu kutsi görevi üstlenir. Mehmet Âkif, Hasan Basri’ye misafir olduğu bir akşam, birden evin başka bir odasına geçer ve evin odasının duvarına İstiklâl Marşı’mızın ilk iki dizesini tırnaklarıyla yazar:

“ Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

   Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak”

Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı’mızın kalan kısmını Tacettin Dergâhı’nda inzivaya çekilerek iki günde tamamlar. Âkif’in bu şiiri ile finale kalan şiir sayısı yediye çıkar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1921 tarihli özel oturumunda Mehmet Âkif Ersoy’un şiiri, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından okunur. Bütün Meclis, bu şiiri ayakta alkışlar ve şiir tam dört kez tekrar okunur. Büyük bir heyecan ve coşku içinde İstiklâl Marşı, milli marş olarak kabul edilir.

Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı’nı yazarak, parayla marş yazdırma utancından milletimizi/devletimizi kurtarmıştır.

Yarışmanın neticelenmesinden sonra Meclis muhasebecisi Necmeddin Bey, kanunen müsabakayı kazanana verilecek olan beş yüz lira nakdi mükâfatı getirse de Âkif Bey, “Ben müsabakaya girmedim, bu para bana ait değildir.” diye reddeder. Fakat muhasebeci, “Kanun metninde mükâfatın kazanana verileceği yazılıdır. Sizin marşınız kabul edilmiştir, bu para sizindir; Meclis hesabında kalamaz. Siz usulen tesellüm edin, sonra istediğinizi yaparsınız” diye ısrar eder. Bunun üzerine Mehmet Âkif, Sebilürreşad dergisinde yayınlanan yazıdan da anlaşılacağı üzere bu parayı Darü’l-Mesai vakfına bağışlar.

Cebinde parası, sırtında paltosu yokken yüksek ahlakının gereği olarak bu parayı almamıştır.  İhtiyaçlı bir durumda olduğu halde bu büyük parayı kabul etmeyen Mehmet Âkif’in bu davranışına birçok insan şaşırır. Bu şaşıran insanlardan birisi de Baytar Şefik Bey’dir. Şefik Bey, bazı günler muşambasını ödünç alarak giyen Mehmet Âkif’e, “Şu mükâfatı reddetmeyip de bir muşamba yahut palto alsa idin daha iyi olmaz mıydı?” der. Bu söze çok içerleyen Âkif, tam iki ay Baytar Şefik’le konuşmamıştır.

Mehmet Âkif, “İstiklâl Marşı” adlı şiirini, şiirlerini toplandığı külliyat demek olan ünlü eseri Safahat’a yani Safahat’ı meydana getiren şiir kitaplarının hiçbirine dâhil edip almaz. Kısaca kendi şiirleri içine koymaz.

Dostlarından Mithat Cemal Kuntay’ın,

“-İstiklâl Marşı’nı niçin Safahat’a koymadınız?” sorusuna şöyle cevap vermiştir:

“-Onu milletime hediye ettim. Artık o, milletimindir. Benimle alâkası kesilmiştir. Zaten o milletimin eseri, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.”

Ölümünden bir süre önce, Nişantaşı Sağlık Yurdu’ndaki odasında hasta yatarken aralarında Hakkı Tarık Us’un da bulunduğu bir grup kendisini ziyarete gelir. Sohbet sırasında, söz İstiklâl Marşı’na gelir. Misafirlerden biri,

-Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? diyecek olur.

Yatağında bitkin bir halde yatan Âkif, birdenbire başını kaldırır ve şöyle cevap verir:

İstiklâl Marşı denince Üstad’ın gözleri büyür ve parlar. Hastabakıcının yardımıyla doğrulur, anlatmaya başlar:

“İstiklâl Marşı… O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi! O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.”

- Allah (c.c) bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın!, der ve bu söz Mehmet Âkif’in son sözü olur.

1926 kışından itibaren Mısır’da uzun süre kalan Âkif, yoksulluk ve memleket özlemi içinde geçen yıllardan sonra hastalığının iyice ilerlemesi üzerine 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döner. Bu dönüş, onun son dönüşü olacaktır. Mehmet Âkif hasta bir şekilde döndüğü ülkesinin yöneticilerinden hiçbir ilgi ve iltifat görmez. Önce Abbas Halim Paşa’nın aile efradının himayesinde Maçka’da bir evde misafir edilir. Daha sonra aileye ait olan Mısır Apartmanında kendisine bir daire tahsis edilir. Âkif’in tedavisine burada devam edilir. Mehmet Âkif, günler geçtikçe daha da rahatsızlanır. Yorgun ve bitkin bedeni, hüzünlü Mısır yıllarının verdiği takatsizliğe fazla dayanamaz. Ve Âkif, 27 Aralık 1936 Pazar günü akşamı vefat eder.

Ertesi gün gazeteler, silik birkaç haberle Mehmet Âkif’in vefatından bahsederler. Milli şair, gazetelerde de gerektiği kadar yer bulamamıştır.

Cenazesi bir at arabasına konmuş, çıplak bir tabutla Bayezid Camii’ne getirilir. İstiklal Marşı’nın şairinin cenazesi; kıyıda, köşede ölmüş bir garip insanın cenazesi gibi sessiz ve kimsesiz bir şekilde camiye getirildiğinde cami önündeki insanlar, tabutun Mehmet Âkif’in cenazesine ait olduğunu bilmeyerek “Ne şanslı insanmış, cenazesi Âkif’in cenazesiyle birlikte kaldırılacak” diye kendi aralarında konuşurlar. Az zaman sonra, at arabasıyla getirilen örtüsüz cenazenin Mehmet Âkif’e ait olduğunu öğrenirler. Büyük bir hüzne gark olan birkaç genç hemen karşı taraftaki Emin Efendi lokantasının sahibi Mahir Bey’den bir Türk bayrağı alarak, bayrağı Âkif’in cenazesinin üzerine örterler. Haberi duyan çevredeki insanlar, Kabe örtüsü getirerek tabutun üzerine örterler. İşte bu manzara karşısında kendisine hâkim olamayan Midhat Cemal Kuntay, zihinlerde yer edecek şu ifadeyi kullanır: 

“Bayrak ve Kâbe örtüsünden sonra cenaze Âkif’e benzemişti.”

Gençler sağa sola koşuşarak, cenazeden İstanbul halkını ve gençliğini haberdar ederler. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin öğrencilerinin de katılımıyla cenaze için epey insan toplanmıştır. Ancak milletin en zor zamanlarında İstiklal Marşı’nı karşılık beklemeden yazan ve milletine armağan eden şairin cenazesinde hiçbir devlet görevlisi ve temsilcisi bulunmaz. Cenazeye katılan devlet memurları da cenazenin defnedilmesinin ardından sorguya çekilir.

Cenaze namazına hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Tercüman gazetesinde “Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatır:

 “…Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmına bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akif’e ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı. Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler. Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı; ama ne vali, ne belediye reisi hiç kimse ortalarda yoktu.”

'Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
 Günler şu heyulayı da er geç silecektir
 Rahmetle anılmak ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir? '

dizelerinde ifade bulan bu manzara içinde Âkif’in cenaze namazı kılınır. Cenaze gençler ve halk tarafından omuzlara alınır ve hiçbir araca konmadan Edirnekapı mezarlığında Kuran-ı Kerim ve İstiklal Marşı eşliğinde toprağa verilir. Defin esnasında üniversiteli genç bir kız “Ey Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitleri, sizi yazan Âkif’ti.” diyerek duygulara tercüman olacaktır.

 Vefatının birinci yılı olan 1937’de hiçbir anma töreni, programı icra edilmez. Mehmet Âkif’in cenazesi yıllar sonra, 1960 yılında Edirnekapı Şehitliğine naklolunur.

Mekânı cennet olsun…

Yorumlar (1)
Hatice Akıcı 1 ay önce
Allah bidaha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın inşAllah, kaleminize sağlık Müdürüm..
Namaz Vakti 02 Şubat 2023
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 21 51
2. Fenerbahçe 20 44
3. Başakşehir 20 40
4. Beşiktaş 20 39
5. Trabzonspor 21 38
6. Adana Demirspor 20 37
7. Kayserispor 20 29
8. Konyaspor 20 27
9. Gaziantep FK 21 25
10. Alanyaspor 21 25
11. Karagümrük 20 23
12. Ankaragücü 20 22
13. Kasımpaşa 21 22
14. Sivasspor 21 21
15. Antalyaspor 20 21
16. Giresunspor 21 21
17. Hatayspor 20 20
18. İstanbulspor 20 15
19. Ümraniye 21 14
Takımlar O P
1. Samsunspor 21 41
2. Eyüpspor 21 41
3. Bodrumspor 21 38
4. Keçiörengücü 21 37
5. Pendikspor 21 34
6. Rizespor 20 34
7. Bandırmaspor 20 34
8. Sakaryaspor 21 34
9. Boluspor 21 34
10. Göztepe 21 30
11. Manisa FK 20 29
12. Adanaspor 21 22
13. Altay 21 19
14. Tuzlaspor 21 19
15. Erzurumspor 21 18
16. Altınordu 21 17
17. Ö.K Yeni Malatya 21 16
18. Gençlerbirliği 21 13
19. Denizlispor 21 13
Takımlar O P
1. Arsenal 19 50
2. M.City 20 45
3. Newcastle 20 39
4. M. United 20 39
5. Tottenham 21 36
6. Brighton 19 31
7. Fulham 21 31
8. Brentford 20 30
9. Liverpool 19 29
10. Chelsea 20 29
11. Aston Villa 20 28
12. Crystal Palace 20 24
13. Nottingham Forest 20 21
14. Leicester City 20 18
15. Leeds United 19 18
16. West Ham United 20 18
17. Wolves 20 17
18. Bournemouth 20 17
19. Everton 20 15
20. Southampton 20 15
Takımlar O P
1. Barcelona 19 50
2. Real Madrid 18 42
3. Real Sociedad 19 39
4. Atletico Madrid 19 34
5. Villarreal 19 31
6. Real Betis 19 31
7. Rayo Vallecano 19 29
8. Osasuna 19 28
9. Athletic Bilbao 19 26
10. Mallorca 19 25
11. Almeria 19 22
12. Girona 19 21
13. Sevilla 19 21
14. Valencia 18 20
15. Espanyol 19 20
16. Celta Vigo 19 20
17. Real Valladolid 19 20
18. Cadiz 19 19
19. Getafe 19 17
20. Elche 19 6