Prof. Dr. Özkan, obezitenin yalnızca fazla kilo değil, vücutta yağ oranının anormal derecede artmasıyla ortaya çıkan kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu söyledi. Erkeklerde ağırlığın yüzde 15-18’i, kadınlarda ise yüzde 20-25’i yağ dokusundan oluşurken, bu oran erkeklerde yüzde 25’i, kadınlarda yüzde 35’i geçtiğinde durumun obezite olarak değerlendirildiğini belirtti.
Türkiye’de yetişkin nüfusun yarısından fazlasının normal kilonun üzerinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özkan, kadınlarda obezite oranının erkeklere göre daha yüksek olduğunu ve çocukluk çağındaki obezitenin ilerleyen yaşlarda diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları riskini artırdığını ifade etti. Obezitenin kalp-damar hastalıkları, Tip 2 diyabet, bazı kanser türleri, solunum sorunları ve eklem problemleri gibi çok sayıda sağlık sorununa zemin hazırladığını vurguladı.
Özkan, özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın insülin direncini tetiklediğini ve obez bireylerde Tip 2 diyabet riskinin normal kilolu bireylere göre kat kat yüksek olduğunu kaydetti. Ayrıca fazla kilonun diz ve kalça eklemlerine yük bindirdiğini, obstrüktif uyku apnesi riskini artırdığını ve günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtti.
Obezitenin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Özkan, özgüven kaybı, depresyon ve sosyal kısıtlanmanın sık görüldüğünü söyledi. Ancak obezitenin irade zayıflığıyla değil, çok faktörlü bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Tedavinin sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğunu ifade eden Özkan, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, uyku ve stres yönetiminin önemine değindi.
Prof. Dr. Özkan, “Yüzde 5-10’luk kilo kaybı bile tansiyon, kan şekeri ve kolesterol üzerinde anlamlı iyileşme sağlar. Obezite tedavi edilebilir; önemli olan farkındalık ve kararlılıktır. Amacımız estetik değil, sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşam sunmaktır” diyerek toplumsal bilinçlenmeye dikkat çekti.