GÜNDEM

Toprağın üstü altından değerlidir

Erbaa Boğalı ve Sakarat yaylalarında altın arama faaliyetleri hakkında, Yeşil Erbaa Çevre Platformu Bilim Masası Koordinatörü Uz. Melike Tepecik ile yaptığımız röportajda Sakarat ve Boğalı yaylalarının önemini anlattı.

Abone Ol

Uz. Melike Tepecik Tokat İlinin merkezinde yer aldığı Yeşilırmak Havzası, ülkemizin en önde gelen tarım havzalarından birisidir.

Sakarat dağını içine alan bu alan Tektonik hareketlerle oluşan Tokat İlinin ve Yeşilırmak Havzasının merkezinde bir “Çatı Ekosistem”dir. Coğrafik merkezinde yer aldığı Taşova-Turhal-Tokat-Erbaa-Niksar İlçelerinin başta su temini olmak üzere “temel ekosistem servisleri” için ana tedarikçidir. İçinde bulunduğumuz Yeşilırmak havzası en büyük 6. Havzamız konumundadır. Bölgenin florasında 916 tür 6 takson tespit edilmiştir. 481 kuş türünün bulunduğu ülkemizde 323 tür kuş deltamızda gözlenmiştir.  Yine ülkemizde bulunan 160 memeli türünün 78’i bu havza da yaşamaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılı Temmuz ayında Yeşilırmak Peyzaj Atlası adı ile yayınlanan eserde fotoğraf ve koordinatları ile birlikte verilmiştir. Bugün ilçemizde Sakarat dağı Boğalı yaylasında siyanürlü altın madeni ve sülfirik asitli bakır madenciliği yapılmak istenmektedir. Bu işletmenin kurulması ve işletilmesi halinde ilçemize ve havzamıza vereceği zararların kümülatif etki ve maliyet analizleri ile değerlendirilmesi gerekmektedir. Yeşil Erbaa Çevre Platformu bölgenin bitki-flora yapısını, endemik tür varlığını, sosyo-kültürel yapısını bilimsel ve akademik bir alt yapı ile ortaya koyarak bu alanın altın madenciliğine uygun olmadığını dile getirmeye çalışmaktadır.

Kimyasal madenciliğin zararları tüm dünyada bilinmektedir.  Environmental Protection Agency( ABD Çevre koruma kurumu EPA’nın yayınladığı veriler  ABD bulunan 900’ü aşkın siyanür Barajının 800’ünün sızdırdığını ortaya koymaktadır. Romanya’da meydana gelen Baia Mare maden kazasında Atık barajının çökmesi ve zehirli atıkların Tizsa ve Tuna nehrine karışması binlerce canlının ölümüne ve su ekosisteminin zarar görmesine neden olmuştur. Yine Romanya’da CERTEJ altın madeninin atık barajının patlaması sonucu 300 bin metreküp zehirli atık su, Cerreju de Sus kasabasını bastı ve olayda 89 kişi yaşamını yitirdi.  Arjantin’de  Valerado Altın Madeninde siyanür sızıntısı yaşandı.siyanürlü atık Potrerillos nehrine karıştı. 2019’ da Rusya’da Krasnoyarsk bölgesinde altın madenine ait barajın çökmesi ile 17 kişi hayatını kaybetti. Kütahya’daki Gümüş madeni ne ait zehirli atık barajı Mayıs 2011’de çöktü. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Abd’nin madencilik yapılan 32 eyaletinde, çevre sorunu yaratan binlerce terkedilmiş maden bulunduğu biliniyor. Bu sahaların kamu eliyle iyileştirilebilmesi için Arazi Yönetimi Bürosu’na göre 4-35 milyar dolar; Mineral policy Center’a göre ise 32-72 milyar dolar harcama yapılması gerekiyor. Tüm bu felaketler bize şu sonucu veriyor. Kimyasal madenciliğin geride bıraktığı tahribat çok büyük ve işletmenin zarar verdiği ekosistemi rehabilete edebilmek çok maliyetli. Bu nedenle kimyasal madencilik yapılmak istenilen saha bizim ilçemizde bir çok soruna neden olabilir. Bunlara şöyle göz atacak olursak

İlçemiz Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) üzerinde bulunan bir yerleşim yeridir. Kuzey Anadolu Fayı dünyanın en önemli aktif fay zonlarından birisi olup, 1200 km uzunluğunda ve 40 km genişliğindedir.  Erbaa ve civarı birinci derece deprem kuşağında bulunmaktadır ve 1939 Erzincan depreminde son derece etkilenmiş ve 1942 Erbaa depremlerinde yerle bir olmuştur.7.0 büyüklüğündeki deprem ile Erbaa adeta haritadan silinmiştir. Depremde 3000 kişi can verirken 6300 kişi yaralanmıştır. 2295 ev yıkılmış, 4 otel, 4 fırın, 127 dükkân, 8 kahvehane, 13 depo ve belediye binası yerle bir olmuştur. İlçemiz sınırları içinde kalan Sakarat ve Boğalı Yaylaları, Kuzey Anadolu Fay Zonuna ait Esençay Fay Zonunu üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca, sözkonusu yaylalar 1939 da kırılan Ezinepazarı Fay Zonu ve 1942 de kırılan Niksar -Erbaa Fay Zonuna 5-10 km uzaklıkta olup, bu faylarda meydana gelecek depremlerden şiddetli bir şekilde etkilenecektir. Muhtemel bir deprem ile aktif fay zonunda yeralan Sakarat ve Boğalı Yaylalarına yapılacak bir altın madeni işletmesinin yıkılması veya hasar görmesi ile tehlikeli kimyasal atıkların çevreye yayılması kaçınılmazdır. Dolayısı ile aktif fay bölgesi alan Erbaa ve civarına altın madeni tesisi kurulması büyük bir felakete sebep olacağı Doç. Dr. Şamil Şen tarfından dile getirilmiştir.

Üstelik Boğalı ve Sakarat mevkileri ilçemiz su ihtiyacının %60,70’inı karşılayan alanlardır. İçme suyumuzun doğuş noktalarıdır.  Ovamız su ihtiyacını bu bölgeden gelerek Alacabal mevkiinde toplanan drenajlardan karşılamaktadır. İlçemiz sanayi ve tarım alanlarında hızlı bir gelişme göstermekte nüfusu hızla artmaktadır. İller bankası tarafından hazırlanan içme suyu hidrolojik etüt raporları 2005 yılından itibaren bölgedeki drenajların ovamızın su ihtiyacını karşılayamaz hale geleceği için yeni depolara ve kaynaklara ihtiyaç duyulacağı yönünde olmuş ve belediyemiz tarafından o dönem bir yer altı barajı projesi hayata geçirilmek istenmişse de proje sonuçlandırılamamıştır. 2020 yılı itibari ile şehrimizin artan nüfusu göz önüne alındığında su kaynaklarımız bölgede bir madenin kullanımına açılamayacak kadar hayati önem taşımaktadır. Söz konusu madenin bölgede faaliyete başlaması ovamız için tehlike arz etmektedir.

MTA Enstitüsünde görevli Birleşmiş Milletler Ekibinin 1972-1974 yıllarında Kuzey Anadolu'daki yeni maden yataklarının bulunmasına yönelik araştırmalarını kapsayan çalışmalar, Gümüşlük eski madenlik mevkiinde de yapılmıştır.  Erbaa-Kozlu yöresindeki bakır mineraliz asyönünün günümüzden yaklaşık olarak 6000 yıl öncesinden tarihî dönemlere değin bilindiği ve buradaki sülfürlü bakır yatağının eski Anadolu madencileri tarafından başarıyla işletilmiş olduğu saptanmıştır. Türkiye ve dünya madencilik tarihi için çok önemli bir buluntu sayılan bu antik maden galerisini açığa çıkartmak ve ilk üretim evresi ile son üretim evresini kapsayacak tarihi saptamak amacıyle MTA Enstitüsü tarafından 1977 yılında araştırmalara başlanmış ve azımsanmayacak önemi büyük veriler elde edilmiştir. Gümüşlük eski madenlik mevkiindeki antik maden galerisinin sahip olduğu tarihle çağdaş sayılan Avrupa'daki bazı ülkelerde de çeşidi az buluntular vardır. Gümüşlük eski madenlik mevkiindeki madencilik faaliyetleri M.Ö. ± 4 üncü bin yılı başlarından itibaren bilinen tarihî dönemlere değin, tarihsel işlevini binlerce yıl süreyle devam ettirmiş Anadolu'ya ait tek buluntu yeridir. Ilk üretim evresine ait C-14 analizinin verdiği tarihi karşılaştıracak materyellere rastlanmamış olmasına karşın, bu mevkideki bakır mineraliz asyönünün, Anadolu'da şimdilik bilinen en eski bakır madenciliğinin yapıldığını tanıtacak nitelikte olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle yalnız Türkiye madencilik tarihi için değil, dünya madencilik tarihine katkısı olan ilginç bir örnektir. Gümüşlük Mevki Doç.Dr. Sinan Ünlüsoy’un hazırlamış olduğu rapor akabinde 160 dönüm alan 1.derece Arkeolojik Sit ilan edilmiştir.

Ayrıca ilçemiz Erbaa kelebek çeşitliliği açısından neredeyse en zengin ilçelerden biridir. Türkiye’de kaydedilen 400 türün 116’sını Erbaa sınırları içerisinde görmek mümkündür. Bu sayı Türkiye geneliyle kıyaslanacak olursa Türkiye kelebeklerinin yaklaşık %30’unu Erbaa’da gözlemlemek mümkündür. Erbaa-Kozlu yolu üzerinde Dineğin Dere mevkii’nde yaklaşık 3000 m2’lik bir alanda yıl içerisinde 52 kelebek türünün gözlenmesi mümkündür. Bu mevkii Boğalı Yaylası’ndan gelen suyun coşturduğu çayın sularıyla zenginleşmekte ve kelebekten başka birçok canlıya da ev sahipliği yapmaktadır. İngiltere’de 60, Amerika ve Kanada’da 700 civarında ve Avrupa’da 500’e yakın kelebek türü kaydedildiğini düşünürsek, Türkiye’nin sahip olduğu yaklaşık 400 kelebek türü ile kelebek çeşitliliğinde ne kadar özel bir konumda olduğunu görmemek imkânsızdır. Kelebekler açısından bu kadar önemli bir ülkede kelebekleri korumak elbette ki bir önceliktir. İlçemiz Erbaa bu kelebek çeşitliliği açısından neredeyse en zengin ilçelerden biridir. Türkiye’de kaydedilen 400 türün 116’sını Erbaa sınırları içerisinde görmek mümkündür. Bu sayı Türkiye geneliyle kıyaslanacak olursa Türkiye kelebeklerinin yaklaşık %30’unu Erbaa’da gözlemlemek mümkündür.

  İlçemizde kaydedilen bu türlerin 11 tanesinin popülasyonu risk grubunda olduğu IUCN kaynaklarından ve Türkiye Kelebekleri Kırmızı Kitabı’ndan tespit edilmiştir.

 Sakarat mevkii ve çevresi Erbaa’da biyo çeşitlilik açısından en zengin alanlardan biridir. Yapılan gözlemlerde Erbaa’da kaydedilen kelebek türlerinden 116’sından 99’u ve risk grubunda bulunan 11 türün de 10’unun yaşam alanı bu mevkiidir. Kelebek gözlemcisi iki öğretmenimiz Gökhan Sözal ve Lokman Baş tarafından fotoğraflanan kelebeklerimiz Tarım Ve Orman Bakanlığı  Doğa Koruma ve Milli Parklar  Genel Müdürlüğü 11.Bölge  müdürlüğü Tokat Şube Müdürlüğü tarafından aralık 2020 yılında “Tokat Kelebekler” adıyla yayınlanan eserde fotoğraf ve  koordinatları ile birlikte  yayınlanmıştır. Burada yapılacak en ufak bir tahribatın bile bu türlerin en yüksek düzeyde olumsuz etkilenmesine sebep olacağı aşikârdır. Ormanların ve toprağın tahrip edilmesi geri dönülmesi mümkün olmayan bir çevresel sorunları da beraberinde getirecektir.

Türkiye, farklı coğrafik, jeolojik ve iklimsel özellikleri bakımından dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip ülkelerden birsidir. Türkiye Florası’nda, 174 familyaya ait 1251 cins ve 12.000’den fazla tür ve tür altı takson (alt tür ve varyete) yetişir.  Tüm Avrupa kıtasında yaklaşık olarak 12.000 civarında bitki taksonu yetişmektedir. Bu göz önüne alındığında, ülkemizin bitki örtüsünün oldukça zengin olduğu anlaşılır. Bu zengin floranın önemli bitki alanlarından birisi de Tokat ilidir. Tokat Valiliğinin 2017 yılı için hazırladığı çevre raporunda, ilin flora bitki listesi verilmiş ve toplam 1086 bitki taksonunun (tür-alttür-varyete) yetiştiği belirtilmiştir (Tokat Valliği Çevre Raporu, 2017). Bu rapordaki, takson listesi incelenmiş ve genel flora türleri ile özellikle endemik bitki türlerinin çoğunun eksik ya da hatalı yazıldığı tespit edilmiştir. Daha önce yapılan çalışmalara göre, yaptığımız ilk incelemede, Tokat ilinin tamamındaki takson sayısının yaklaşık 1250, endemik takson sayısının ise 150’ye yakın olduğu görülmüştür. Endemik bitkiler; belirli ve sınırlı bir alanda yetişen bitkilerdir. Bu bitkilerin sınırları çok küçük bir alan (bir kaya, bir dağ tepesi bir göl kenarı) yada kilometrelerce büyüklükte bir alan (bir ülke, bir bitki coğrafyası bölgesi) olabilir. Endemik bitkiler, bulundukları habitatın ekolojik özellikleri nedeniyle sadece o ülkede ya da bölgede yetişen, dünyanın başka bölgesinde yetişme olasılığı olmayan bitkilerdir. Bir alandaki endemizm oranı o alanın jeolojik olarak eskiliğine, izolasyon derecesi ve süresine, topografik özelliklerine bağlı olarak değişir. Bu bakımdan Erbaa ilçesi Sakarat dağı ve Boğalı yayları büyük önem arz etmektedir. Bu alanda Prof. Dr. Kemal Yıldız’ın hazırladığı rapora göre; 3 çeşidi çalı ve ağaç, 38 çeşidi otsu formda olmak üzere, 41 çeşit endemik bitki yaşamaktadır. Türkiye Florası’nın önemli bitki alanlarından biri olan, Sakarat dağı ve çevresinin bitki zenginliğinin korunması ülke zenginliği için önemlidir. Yörede 500’e yakın otsu ve odunsu bitki çeşidi yetişmektedir ve bunların 41 tanesi endemik bitkidir. Endemik bitkiler, ülkemize özgü varlıklarımızdır ve ekosistemimiz için vazgeçemeyeceğimiz bitkileridir. Bu floristik değerlerimizin korunması gerekir. Sakarat dağı ve çevresinde yeralan orman örtüsü de sadece Tokat için değil, bütün Türkiye için büyük önem arzeder. Yapılan bir çalışmada Niksar ve Erbaa çevresinde bulunan bu ormanlık alanlar, insanları ve hayvanları yakından etkileyen, ekosistemin biyosfer rezerv alanı ve tampon bölgeleri olarak gösterilmiştir. Bitki örtüsünde düşüş görülen bu alanların hızlı ve çarpık kentleşmeden dolayı yerleşim alanı, madencilik ve inşaat alanı ile ulaşım ağlarına dönüştüğünün tespit edilmiştir. Orman alanlarının amacı dışında kullanılması durumunda çevreye olan olumsuz etkisinin, beklenen faydadan daha fazla olduğu görülmüştür. Bu tür tahsislerin ormanları parçalı hale getirdiği ve orman ekosistemini yok ettiği göz ardı edilmemelidir. Dünya büyük bir biyolojik çeşitlilik krizi ile karşı karşıya; her beş türden biri tükenme tehditi altında. Bu tehdit ilk olarak birinci derecede türlerin kendisini etkilese de ekolojik zincir içerisinde bulunan insan dahil tüm canlıların yaşamını da etkilediği aşikardır. Soyları tehdit altında olan türler konusunda en kapsamlı bilgi kaynağı IUCN Kırmızı Listesidir. Omurgasız hayvanlar tür düzeyindeki biyolojik çeşitliliğin dörtte üçünü oluşturdukları için özel bir öneme sahipler.

Kısacası; yörenin otsu florasının iklim değişikliği süreçlerinde zarar görmemesi gereklidir. Kelebeklerinin koruma statülerinin iyileştirilmesi ve popülasyonlarındaki düşüşün tersine çevrilmesi için daha fazla koruma eylemine, özellikle de; önemli kelebek habitatlarının ve bu alanları çevreleyen bölgelerin uygun bir statüyle korunması ve yönetilmesinin güvence altına alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Erbaa’da kaydedilen kelebek türlerinden 116’sından 99’u ve risk grubunda bulunan 11 türün de 10’unun yaşam alanı Sakarat mevkii ve çevresinde bulunmakta olup Sakarat dağı ve çevresinin bitki zenginliğinin korunması ülke zenginliği için önemlidir. Yörede 500’e yakın otsu ve odunsu bitki çeşidi yetişmektedir ve bunların 41 tanesi endemik bitkidir. Durumun içeriği hakkında sunduğumuz  detaylı  raporların incelenerek  ilgili mevzuat gereğince mevkide bulunan tabiat ve habitatın korunmaya alınmasını ve bölgedeki anıt ağaçların tescillenmesiyle mevkiinin “Tabiatı Koruma Alanı” olarak ilan edilmesi talebimizi raporlarımızla birlikte Tarım Ve Orman Bakanlığı  Doğa Koruma ve Milli Parklar  Genel Müdürlüğü 11.Bölge  müdürlüğü Tokat Şube Müdürlüğü’ne Yeşil Erbaa Çevre Derneği Başkanı Arif Yılmaz Köksal’ın yazdığı üst yazı ile  sunmuş bulunmaktayız.

Sakarat Dağı kayın, meşe ve çam ormanları ve mera alanları ile kaplı olup, önemli bir hayvancılık sahasıdır. Dağın habitat ve biyolojik çeşitliliği yüksek olup, endemik türler ve IUCN Kırmızı Listede yer alan türleri barındırmaktadır. Erbaa ovası,kendine has mikro kliması nedeniyle tropik bitkilerin bazıları hariç hemen hemen bütün kültür bitkilerinin yetiştirilmesinin mümkün olduğu, ortalama hava sıcaklığının sıfırın altına düşmeyen ender bölgelerden biri olması, ilçenin ve bölgenin sebze ve meyve ihtiyacını karşılaması gibi önemli özellikleri nedeni ile Bakanlar kurulu kararıyla Türkiye’deki büyük ovalardan biri olarak ilan edilmiştir. Sayın Tarım bakanımız yaptığı açıklamalarda Büyük Ovalar’a çivi çaktırmıyoruz demiştir. Büyük ovalar’ın maden ruhsatlarından ve yapılacak sondaj faaliyetlerinden alacağı zararların çevresel etkileri söz konusu Yeşilırmak Havzası olduğunda kümülatif olarak değerlendirilmelidir. Tokat İlinin tıbbi-aromatik bitkiler açısından yüksek düzeyde bir potansiyelinin bulunduğu), organik tarım için ise Kelkit Havzasında yüksek bir potansiyel bulunduğu, ayrıca Tokat İli başta olmak üzere Yeşilırmak havzasının Manda varlığı üst düzeyde bildirilmiştir. Sakarat Dağında madencilik faaliyetleri başlaması halinde bu değerlerimiz hem ekolojik hemde pazar değeri açısından kaybedilecektir. 2019 yılında Tokat merkez, Erbaa, Niksar ve Turhal ilçelerinin tarla alanlarında birinci ürün ve ikinci ürün olarak toplam 1.218.966 ton tarla ürünü, birinci ürün ve ikinci ürün olarak toplam 528.232 ton sebze, 102.115 ton meyve üretilmiştir. Seralarda üretilen ürün miktarı ise 20.619 tondur. Ayrıca önemli miktarda (281,4 dekar) süs bitkileri yetiştiriciliği de yapılmaktadır.

Ekonomik yararı sayısal kriterlerle ifade edebilmek mümkün iken, kamu yararı kavramı, genellikle, yasalarla tanımlanmış hak ve çıkarlar gibi zor ölçülebilir ya da ölçülemez normatif kriterler cinsinden ifade edilmektedir. Bu nedenle ekonominin yanı sıra, topluma ve çevreye etkileri açısından da analizler yapılmalıdır. Bu Analizler ve bizim hazırladığımız raporlar incelendiğinde görülecektir ki; Sakarat dağları kimyasal madenciliğe uygun değildir. Bu alanın dünyanın su krizlerini kuraklığı ve iklim değişikliğini konuştuğu pandemi günlerinde Tabiatı koruma alanı ilan edilerek koruma altına alınması gereklidir. Bunun için gerekli yasal mevzuatın istediği endemik çeşitlilik, arkeolojik sit, yerleşim yerlerinden uzak olma, özel bir habitata sahip olma gibi gereklilikler bilim ekibimizce raporlanmıştır. Yetkililerimizden ve kamuoyundan bu anlamda destek bekliyoruz. Biz biliyoruz ki; bizim devlet adamlarımız Fırat’ın kenarında bir kuzuyu kurt kapsa vebali boynumdadır diyen Hz. Ömer’in İslam ahlâkı ile yetişmiş adamlardır. Kelkit vadisi bir tarım cennetidir. Kimyasal madenciliğe uygun olmadığı bilimsel verilerle ortadadır. Bu alanı korumak hepimizin boynunda bir vebalidir. dedi